Şiddet ve Sağlık Hakkına Etkisi: Fail, Mağdur ve Vakaların Profili


Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin erişilebilir en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlık standardına ilişkin özel raportörü, Haziran 2022'de Konseye sunacağı raporun temasını "şiddet ve sağlık hakkına etkisi" olarak belirlemiş ve bu bağlamda üye devletlere, ulusal insan hakları kuruluşlarına, uluslararası organizasyonlara ve sivil toplum örgütlerine katkılarını sunmaları için çağrı yapmıştır. Çağrı sonrası yapılan katkılar Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin internet sitesinde yayımlanmıştır. Yayımlananlar arasında Türkiye'den Sağlık Hakkı Derneği, KAOS GL Derneği ve Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği'nin sunmuş oldukları raporlar yer almaktadır.


Bu yazı serisinin amacı, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne Sağlık Hakkı Derneği tarafından sunulan raporun incelenmesidir. Serinin ilk yazısında öncelikle şiddet mağdur ve faillerinin özellikleri ile şiddet vakaları hakkında bilgi verilecektir. Serinin diğer yazılarında şiddet biçimleri karşısında hukuk sisteminde mevcut olan ve olmayan araçlara; yapısal ve kurumsal şiddet türlerine; bazı grupların şiddete maruz kalmalarının sağlık hakkına erişimleri üzerindeki etkisine; şiddet mağdurlarına karşı devletin sağlık ve diğer konulardaki sorumluluklarına; şiddet mağdurlarının sağlıkla ilgili harcamalarının karşılanması için ayrılan devlet bütçesine; şiddet mağdurlarının ihtiyaçlarına; şiddet mağdurlarının tıbbi ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik iyi uygulama örneklerine ve son olarak şiddeti önlemeye yönelik girişimler ile önlemeye ayrılan bütçe ve bu konudaki iyi uygulama örneklerine yer verilecektir.


Fail, Mağdur ve Vakaların Profili


Ülkemizde kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddet yaygın bir sorundur. Kadına karşı şiddet ifadesi akıllarda öncelikli olarak fiziksel şiddet olgusunu çağrıştırsa da şiddetin farklı türlerinin olduğu öğretide ve yasal düzenlemelerde kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar fiziksel şiddetin yanı sıra sözlü şiddet, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet ve cinsel şiddetin yaygınlığını ortaya koymaktadır. Araştırmalardan edinilen veriler kadınların %15 ila 65'inin fiziksel şiddete, %50 ila 60'ının sözlü şiddete, %24 ila 55'inin psikolojik şiddete, %13,5 ila 19,5'inin ekonomik şiddete, %3 ila 15'inin cinsel şiddete uğradığını göstermektedir. Her 10 kadından 4'ü hayatında en az bir kez şiddet görmektedir. Boşanmış veya ayrılmış kadınların %9'u ayrıldığı erkekten fiziksel şiddet görmektedir. Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilerek cinsel istismara maruz bırakılması da cinsel şiddetin bir başka boyutudur.


COVID-19 pandemisinde kadına yönelik şiddet oranlarında artış gözlenmiştir. Önceki yıllarla kıyaslandığında fiziksel şiddet %80, psikolojik şiddet %93, sığınak talebi %78 artmıştır. İş yaşamında katılımda kadınların oranı azalmış; bu durum çalışma yaşamındaki kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği daha da derinleştirmiştir. Salgın döneminde yaşanan kapanmaların da etkisiyle kadınların ev içi rollerinde artış gerçekleşmiştir. (Sağlık Hakkı Derneği)


Örneğin COVID-19 hastalığı sebebiyle karantina kurallarına uyan bir hane halkındaki çalışanlar ve öğrenciler izinli sayılsa da hane halkındaki kadın bireylerin hane içindeki "ev hanımı" rolünde bir kesinti olmamakta, çalışan kadınların ise işyerindeki çalışma yükünün yerini ev işleri almaktadır.


Çocuklar da şiddetin yaygın mağdurudur. Ebeveynlik veya terbiye adı altında çocukla yöneltilen bazı davranışlar çocukların da şiddet görmesine sebebiyet vermektir. Ne var ki bu tür davranışlar annelik, babalık, öğretmenlik, büyüklere saygı gibi kutsiyet atfedilen toplumsal kurumların sujeleri tarafından gerçekleştirildiği için şiddet, şiddet olarak görülmemektedir. Çocukların en çok şiddet gördüğü ortamlar bakım kurumları, çocuk ceza infaz kurumları, aile ortamı ve çalışma hayatıdır. Yoksullukla bağlantılı olarak hane giderlerinin azaltılması için çocukların fuhuş amaçlı veya çocuk evliliği adı altında cinsel istismara maruz bırakıldığı görülmektedir. Yetişkin ve ergenlerde stres düzeyinin artışı çocuklara uygulanan şiddetin ve duygusal yoksunluğun artışına sebep olmaktadır. Yapılan araştırmalar çocukların %73.41'inin evlerinde en az bir kez şiddete maruz kaldıklarını, %67,9'unun evlerinde duygusal şiddete maruz kaldıklarını, %37'sinin evlerinde fiziksel şiddete maruz kaldıklarını, %27,5'inin evlerinde ihmale uğradıklarını, %20,5'inin ev içi şiddete tanık olduklarını, %13,4'ünün evdeki diğer çocuklardan şiddet gördüğünü göstermektedir. Çocukların en sık uğradığı fiziksel şiddet türü, kulak çekmedir. (Sağlık Hakkı Derneği)


Ülkemizde şiddete sıkça maruz kalan bir başka grup ise LGBT+ bireylerdir. Toplum tarafından atanmış cinsiyet rolüne uygun davranmayan, ikili cinsiyet sistemine uygun cinsel yönelim göstermeyen, biyolojik cinsiyetiyle uyumlu bir görünüş içinde olmayan bireyler anlamsız bir biçimde ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Tüm bunlar ülkemizde homofobinin çok yaygın olduğunu göstermektedir. LGBT+ bireyler yıllardan beri cinayete kurban gitmektedir. Bunun yanında toplumdan dışlanmakta; çalışma, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel haklardan yararlanmada güçlük çekmektedir. LGBT+ bireylere karşı gerçekleştirilen 150 şiddet vakasından 56'sı cinayete teşebbüs, fiziksel şiddet, silahla yaralama, tecavüz ve diğer cinsel saldırı türlerini içermektedir. Bu vakalardan yalnızca 20 tanesi polise bildirilmiş ve bildirilen vakalardan yalnızca 6'sı yargılamaya konu olmuştur. Şiddet mağdurlarının beyanlarına göre polise yapılan başvurularda polis, mağdurun şikayetine karşı kayıtsız kalmış veya önemsememiştir. (Sağlık Hakkı Derneği)


Engelli bireyler en sık şiddet mağduru olan bir başka gruptur (Sağlık Hakkı Derneği). Engelli olmayan bireylerin lehine bir tutum geliştirmek veya engelli karşıtı bir tutum geliştirmek şiddetin sebebi olabilir. (Wikipedia). Engelli bireylere yönelik şiddet olaylarının sayısında artış gözlemlenmektedir. Bu olayların türleri cinsel şiddet, fiziksel şiddet, ihmal ve kötü muamele şeklinde sayılabilir. 2012-2017 yılları arasında 391 şiddet vakasının gazetelere yansıdığı görülmektedir. Kadın engellilerin %34'ü eşinden, %16'sı babasından, %13'ü annesinden, %11'i evladından şiddet görmektedir. Şiddet olaylarının %80'i mağdurun yaşadığı evde gerçekleşmektedir. Şiddete uğrayanların %80.8'i adli makamlara ulaşamamaktadır. Şiddet en çok aileden, komşudan, akrabalardan ve hizmet alınan kamu görevlisinden gelmektedir. (Sağlık Hakkı Derneği)


Gelenek, kültür ve dinsel inanç gibi kavramların altında erkek bebek ve çocukların rızaya dayalı olmayan bir şekilde sünnet edilmesi bir şiddet türüdür (Sağlık Hakkı Derneği). Bu uygulamanın geleneksellik adı altında yapılması şiddetin sistematik olarak uygulanması sonucunu doğurmaktadır. Diğer yandan sünnet olgusu erkeklikle ilişkilendirildiğinden oğlan çocuğunun sünnet olma yönünde gösterdiği iradenin toplum tarafından "erkek" olarak kabul görme baskısından etkilenmemesi olası görülmemektedir.


Serinin ikinci değerlendirmesi ''Şiddet ve Sağlık Hakkına Etkisi: Hukuki Mekanizmalar'' başlığı altında yayımlanacaktır.

 

Kaynakça

  1. Sağlık Hakkı Derneği, (06.03.2022), Violence and It's Impact on the Right of Health, https://www.ohchr.org/Documents/Issues/Health/Violence-and-its-impact-on-the-right-to-health/CSOs/cs.health.right.association.docx.

  2. Wikipedia, (06.03.2022), Engelli Ayrımcılığı, https://tr.wikipedia.org/wiki/Engelli_ayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B.