Organ ve Doku Nakli

Bu yazımızda organ ve doku nakline sağlık çalışanları hakları perspektifinden odaklanıp hangi durumlarda nakil işleminin hukuka ve ahlaka uygun olduğunu anlatacağız.



Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2021 senesi Kasım ayı itibariyle Türkiye'de 26 bin 894 kişinin organ nakli beklemektedir (Gündoğmuş, 2021). Bununla birlikte 1 donör organ ve doku bağışı ile 8 kişiye yaşam sağlayıp 50 kişinin yaşam kalitesini artırabilir. Ancak ülkemizde bağış oranları diğer ülkelere göre çok daha azdır.


Bu verilerin yanı sıra hekimin gerçekleştirdiği tıbbi müdaheleden doğan birtakım sorumlulukları ve bu sorumluluklardan doğan bazı özel haller bulunmaktadır. Bu özel haller insan üzerinde deney, kısırlaştırma, ötenazi olarak örneklendirilebilir. Organ ve doku nakli de bu sorumluluklar çerçevesindeki özel hallerden biridir (Erdoğmuş, 2007, s. 103).


Canlı bir insandan organ alınma sürecinin hukuka uygun olması için iki temel kriterin karşılanması gerekmektedir. İlk olarak organı alınan kişinin rızası olmalıdır. İkinci olarak ise organ nakli nakledilen kişinin iyileşmesi yönünde bir fayda sağlamalıdır. Organ ve dokusunu veren kişi, süreç ve sonrası ile ilgili kapsamlı şekilde bilgilendirilmelidir.


29.05.1979 tarih ve 2238 sayılı “Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun” ile organ ve doku nakli hukuki açıdan düzenlenmiştir. Bu kanun kapsamında hekimlere mesleki bir görev verilerek canlı veya ölü kişilerden organ ya da doku nakli alınıp başka bireylere nakledilmesinin temini sağlama yükümü yüklenmiştir.

Önemle belirtilmelidir ki, organ ve doku veren kişinin bu hsuusta açık rızası olmalıdır. (İçel ve diğerleri, 2004, s. 176). Bu kanunun 6. Maddesi, nakil iradesinin bildirilmesindeki usul ve şartları, vericinin 18 yaşını doldurmuş olması ve en az iki tanık huzurunda açık, bilinçli ve serbest irade ile yazılı ve imzalı bir şekilde ya da iki tanık önünde sözlü beyan ile imzalanan tutanağın hekim tarafından onaylanması şeklinde düzenlemiştir. Organ veya doku veren kişi evli ise eşinin de bu işlemden haberi olması gerekir ve bu durum bir tutanakla tespit edilmelidir.


Yaşamak için zorunlu olan kalp, karaciğer gibi tek ve zaruri organlar hukuken ölülerden alınmalı ve bu işlem sırasında cesede zarar verilmemelidir. (Taşkın, 1997, s. 31). Ölü bir vericiden organ ve doku alınabilmesi için kesin olarak ölümün gerçekleştiği tespit edilmelidir. Bu aşamadan sonra yukarıdaki kanunun 14. Maddesine uyarak vericinin rızası olup olmadığı konusunda vasiyetine bakılması gerekmektedir. Vericinin vasiyetinde nakil ile ilgili bir bilgi olmaması durumunda ölen kişinin o anda yanında bulunan eş, reşit çocuk, anne, baba veya kardeşlerinden birinin izni; hiçbiri yoksa yanında olan bir yakının izniyle organ ve doku alınması uygundur. (İçel ve diğerleri, 2004, s. 177).


Bununla birlikte ölünün yaşamında açık rızası olmasa da yakınlarının rızası ile cesedin bütünlüğüne zarar verilmeden kornea gibi doku ve organlar alınabilmektedir. Doğal afet, kaza gibi sebeplerle hayatını kaybeden ve beden bütünlüğü zarara uğrayan kişiler bakımından ise yakınlarının onayı ile organ ve doku alınabilmektedir. Ölü kişi hayattayken kendisinden organ ve doku alınmasını istemediğini belirtmişse bu kişilerden organ ve doku kesinlikle alınmaz (Erman, 2003, s. 223)


 

Kaynakça

Gündoğmuş, Y. N. (2021). Türkiye'de 26 bin 894 kişi organ nakli bekliyor. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/saglik/turkiyede-26-bin-894-kisi-organ-nakli-bekliyor/2412516


Erdoğmuş, E. (2007). Hekim Hakları. Yüksek Lisans Tezi. Istanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı.


Erman, B. (2003). :Ceza Hukukunda Tıbbi Müdahalelerin Hukuka Uygunluğu, 1.Baskı, Ankara : Seçkin Yayınevi.


İçel, K., Sokulu-Akıncı, F., Özgenç, İ., Sözüer, A., Mahmutoğlu, F. S. &r Ünver, Y. (2004). Suç Teorisi. İstanbul: Beta Yayınları, 3. Bası.


Taşkın, A. (1997). Organ ve Doku Nakillerinde Hekimin Cezai Sorumluluğu, Ankara: Adil Yayınevi,