• Hicran Okşaş

Engellenen Bireylerin Sağlık Hizmetlerine Erişimde Karşılaştıkları Zorluklar

OECD-AB verilerine göre dünyada yaklaşık bir milyar engelli bulunmaktadır. Türkiye özelinde ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından açıklanan "Engelli İstatistik Bülteni" 2022 Nisan ayı raporuna göre, %56’sı erkek, %44’ü kadın olmak üzere, toplam 2.511.950 engelli birey bulunmaktadır. Peki, dünyada ve ülkemizde bu denli fazla nüfusa sahip azınlık olarak nitelendirilen bu grubun ne kadar farkındayız ve “engelli” kavramı ile ne demek istiyoruz?

13 Aralık 2006 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne göre;

Engelli, diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir.

Anayasamızın 5378 sayılı "Engellilik Hakkında Kanun” ile 2828 sayılı “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu”nda:

Engelli; doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişidir.

Kısacası engellilik; doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, duyusal yetilerin geçici veya kalıcı olarak kaybedilmesidir. Literatürde engellilik altı gruba ayrılmaktadır. Bunlar; fiziksel yapıdaki yetersizliği kasteden ortopedik engelli, görme engelli, işitme engelli, zihinsel engelli, dil ve konuşma engelli ve kişinin çalışma kapasitesi ve fonksiyonlarını engelleyen süreğen hastalıklardır.

Buraya kadar engelli, engellilik kavramlarını yasal tanımlamalarını belirterek ele aldık. Bu noktada kavramsal analiz çerçevesinde sorulması gereken soru:

Bu bireyler, engelli mi yoksa engellenen mi?

Eski çağlarda engelliliğin sınanmak veya ahlaki çöküntü ve işlenen günahlar nezdinde cezalandırılmak için doğaüstü varlıklarca verildiğine inanılırmış. Hatta Antik Dönem'de engelli bebekler öldürülmüş, Orta Çağ’da ise engelliler “şeytan” olarak nitelendirilerek toplumdan soyutlanmıştır. Günümüzde ise engellilerin, her ne kadar ulusal ve uluslararası yasalarca korunmuş olduğu ve haklarını özgürce kullanmaları gerektiği belirtilmiş olsa da ne yazık ki pratikte yaşananlar ve tanık olduklarımız durumun geçmişi pek aratmadığını göstermektedir. Engelliler toplumda kendilerini bir yük olarak görmekte, çoğu zaman görünmez olduklarına dahi inanmaktadırlar. Ne yazık ki bu yüzden ilk olarak İngiltere’de bir sivil toplum örgütü tarafından ortaya çıkarılan “Fırsat Eşitliği” kavramı tam manasıyla karşılık görmemektedir. Hâlbuki çağdaş ve sosyal bir devlet olmanın en önemli şartı eşitlik ilkesini kurumsal ve bireysel açıdan benimsemek ve benimsetmektir, bireylerin engellenmelerini engellemektir.

Bağımsız hareket edememe, kaynaklara kısıtlı erişim, düşük eğitim düzeyi, işsizlik, yoksulluk gibi problemlerin yanında trajik ve vahim olanı bireyin ve toplumun bekasını sağlayan, toplumun direği olan sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan engellerdir. Bireyin özellikle sağlık hizmetlerine erişimde engellenmemesi onun en temel hakkıdır.

Erişilebilirlik, bireyin istediği her yere ve sunulan her hizmete bağımsız olarak, ayrımcılığa uğramadan, engelsiz bir şekilde ulaşımını ifade etmektedir. Engellenen bireylerin sağlık hizmetlerine erişimi ile; yeterli ve kaliteli sağlık bakımı alabilmesi, sağlık hizmetlerinin ihtiyaçları kusursuz biçimde karşılayabilecek düzeyde iyileştirilmesi, yaşanabilecek maliyet ve finansman sorunlarının en aza indirilmesi ifade edilmektedir.

Sorunları gidermenin, engelleri en aza indirmenin ve hatta yok etmenin ilk ve en önemli adımı, bu sorunları fark etmek ve doğru bir şekilde tanımlamaktır. Bu minvalde engellenen bireylerin sağlık hizmetlerine erişimde yaşadıkları problemleri net bir şekilde açıklayabilmek için farklı bir başlık altında maddeler halinde sunmak faydalı olacaktır.

Sağlık Hizmetlerine Erişimde Yaşanan Problemler

  • Sokak ve kaldırımların, bina giriş çıkışlarının, toplu taşıma araçlarının, muayene odalarının, kafeteryaların, bekleme salonlarının, tıbbi ekipmanların engellenen bireylerin ihtiyaçlarına uygun olmaması

  • Engellenen bireylere yönelik materyallerin olmaması ve teknolojinin yetersiz olması

  • Sağlık personeli ve profesyonellerinin engellenen bireylerin kültürünü anlamamaları, empati kurmamaları ile oluşan sağlıksız iletişim ve bu iletişimin engellenen bireyde oluşturduğu olumsuz tutum

  • Sağlık tesisi içerisinde sağlık hizmetini kolayca almasını sağlamak amacıyla engellenen bireylere eşlik edebilecek personelin bulunmaması

  • Hem sağlık profesyonelleri arasında hem de toplumun içerisinde, engellenen bireylerin sağlıklı insanlardan tek farkının "gereksinimleri" olduğunun bilincinde olmayan çok sayıda bireyin oluşu

  • Muayene sürelerinin kısa olması ve engellenen bireylere pozitif ayrımcılığın uygulanmaması (Aslında kimi çalışmalar engellenen bireylerin pozitif ayrımcılıktan rahatsız olduğunu göstermektedir fakat yine de özel durumlar dikkate alındığında pozitif ayrımcılık mecburi bir boyut kazanabilmektedir.)

  • Engellenen bireylere yönelik maddi ve sosyal yardım olanaklarının yetersiz olması (DSÖ verilerine göre engellenen insanların çoğu işsiz ve yoksuldur.)

  • İstihdam ve eğitime yönelik fırsatların kısıtlı olması

  • Sağlık okuryazarlık düzeylerinin düşük olması ve bu konudaki iyileştirme girişimlerinin fazlasıyla yetersiz olması

Nihayetinde görmekteyiz ki engellenen bireyler sağlık hizmetlerine erişimde fiziksel-çevresel, mali-yapısal, kültürel ve iletişimsel olmak üzere pek çok engelle karşı karşıya kalmaktadır. Bireyin kayıpları sağlıklı bir yaşam sürdürmesine mani olmamalıdır. Neyse ki söz konusu engelleri asgariye indirmek veya yok etmek için:

  • Engellenen bireylerin yasal haklarını koruyabilmelerini sağlamak için DSÖ’nün yayımladığı “İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması (ICF)” protokolü,

  • Amerika’da sadece engellenen bireylerin ihtiyaçlarına odaklanan “Intellectual and Developmental Disability” hemşireleri,

  • Kaliforniya’da “Kaiser Permante” sağlık sistemi kapsamında kurulan engellenen bireylere yönelik en iyi uygulama ve bakım modellerini esas alan “ADA Uyumluluk ve Sağlık Erişim Programı (ADAC-HAP)”

  • Türkiye’de 2007 yılında başlatılan “Engelsiz Türkiye Projesi” ile Sağlık Bakanlığınca 2008 yılında sağlık kurum ve kuruluşlarında engellenen bireylere uygun hizmet sağlanması için yayımlanmış genelge gibi daha sayılabilecek birçok ulusal ve uluslar ar