Üreme Hakları Toplumda Karşılık Buluyor Mu?


Üreme hakları ne yazık ki Türk toplumunda karşılık bulmuyor! Evet bulmuyor, bulamıyor. Peki neden? Gelin detaylara birlikte göz atalım.


''Üreme ve cinsellik’’ üzerine toplumda yerleşmiş tabular bu konu üzerine özgürce tartışma, değerlendirme ve bilinçlenme imkanlarını oldukça kısıtlamaktadır. Toplum üreme ve cinsellikten doğan hak, imkan ve gelişmeleri kapalı kapılar ardında yarım yamalak konuşabildiğinden çoğu zaman yetersiz bilgi ve birikim aktarımı tüm toplumu etkileyebilecek olumsuzluklar doğurmaktadır.

Toplumdaki tabuların somut etkilerini görebilmek bakımından CİSU Platformu tarafından Türkiye’de son 6 yıl içindeki (2016-2021) AP çalışmaları kapsamında toplam 86.904 literatür taranarak ve 45 yayın incelenerek hazırlanan rapor oldukça faydalı bir kaynaktır. Bu raporda değerlendirilen başlıklardan biri olan İstenmeyen Gebelikleri Önleyici Yöntemler Hakkında Bilgi Düzeyi üzerine yapılan araştırmada doğum kontrol yöntemleri bakımından kadınlarda hap, enjeksiyon gibi yöntemlere yönelik bilgi yüksek olmasına karşın kullanım sıklığının paralel olmadığı görülmüştür. Acil kontrasepsiyon hapının bilinirliği giderek artmakla birlikte, evli kadınların yaklaşık yarısı bu yöntemden haberdar olmayıp günümüzde gebelikten korunmak isteyen partnerler arasında modern yöntem kullanımında hala önemli bir eksiklik olduğu sonucuna varılmıştır.


Yapılan araştırmada etkili gebelikten korunma yöntemlerinin kullanılması konusunda haberdar olmama veyahut tercih edememe probleminin altında kaderci yaklaşım, dini inançların bazı öznel yorumu, çoğu zaman eşin istememesi ile kadının çevresindeki diğer insanların görüşleri gibi nedenler yer almaktadır.


Görüldüğü üzere, üreme hakları içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan istenmeyen gebeliğe karşı korunma hakkı, mevcut tabular altında şekillenen cinsellik ve üreme sürecinde hak sahibinin bu haktan mahrum şekilde yaşam sürmesine sebebiyet vermektedir.


Üreme haklarının bilinirliğinden bahsederken üreme ve üreme sağlığına ilişkin zihinlerde tanım oluşturmanın uygun olacağı görüşündeyiz. Üreme, çoğalma olarak da bilinmekte olup en temel anlatımla bir canlının neslini devam ettirme süreci anlamına gelmektedir. Üreme sağlığı ise üreme sistemi, sistemin fonksiyonları ve işleyişine ilişkin bütün alanlarda hastalık ya da sakatlık olmaması ile zihinsel ve sosyal açıdan da bütünüyle iyi olma halini ifade etmektedir. O halde üreme hakkı, üreme sağlığının korunmasını da kapsamına alan, bir canlının neslini devam ettirme süreci içerisindeki hukuk düzenince tanınan yetkiler ve korunan menfaatler bütünüdür.


Üreme hakları, insanın insan oluşundan doğan yaşam hakkı ile başlamakta olup üreme fonksiyonunun doğurduğu mahremiyet, sağlığa yönelik desteklerden yararlanma ve sair birçok hakkı kapsamına almaktadır. Bu hakların bilinirliğinin düşük oluşunun nedenleri arasında bilgi yetersizliği, üreme sağlığı hizmetlerinin kapsamının yetersizliği ve ayırımcı toplumsal uygulamalar başlıca nedenler olarak sayılabilir. Bu kapsamda üreme sağlığına ulaşmak ve üreme sağlığı haklarına vakıf olmak noktasında toplumdaki en yetersiz kesimin teknolojik imkanlara rağmen gençler olduğu görülmektedir.


Üreme fiilinin normalleştirilmesi sürecinde siyasetten, sosyal hayata birçok noktada iyileştirmelerin yapılması gerektiği açıktır. Bir toplumda özellikle gençlerin üreme ve cinsellik gibi içgüdüsel ve doğal bir sürece ilişkin bilgisizliği ve utangaçlığı yanlış evlilik, istenmeyen gebelik, cinsel hastalık gibi birçok sorunu beraberinde getirecektir.


Son söz olarak belirtilmelidir ki, 2014 yılında Avrupa’da kadına yönelik şiddet konusunu insan hakları bağlamında ele alan, bağlayıcılığı ve yaptırım gücü olan ilk sözleşme niteliğindeki “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’’ (İstanbul Sözleşmesi) ülkemizce imzalanarak kabul edilmiş iken günümüzde üreme hakları bakımından da oldukça önemli bir koruma sağlayan bu sözleşmeden Anayasaya aykırı biçimde ayrılınmaya çalışılması en kısa zamanda dönülmesi gereken bir yanlıştır. Danıştay Cumhuriyet Savcısının ‘’İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı hukuka uygun değildir.’’ şeklindeki mütaalası bu anlamda oldukça sevindirici bir gelişmedir.


 
Kaynakça
  1. Türkiye'de Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Durum Analiz Raporu. CİSU Platfomu. Erişim Tarihi 01.05.2022. Tam metin için bakınız. https://cisuplatform.org.tr/download/turkiyede-cinsel-saglik-ve-ureme-sagligi-durum-analizi-raporu/?wpdmdl=8196&masterkey=609a87f704430

  2. Üreme Hakları ve AİHM Kararları. Genç, Kadın Sağlığı ve Hakları Programı. Erişim Tarihi 01.05.2022. Tam metin için bakınız.

http://www.icc.org.tr/uploads/documents/uremehaklari/ureme-haklari_ICC.pdf